ABD parçalanacak mı Türkiye bölünecek mi?

Bu yazı karamsar olarak değerlendirebilir ama korkarız ki aşağıda yazılanlar gerçekleşme yolunda hızla ilerliyor.Güneyimizde şimdiye kadar alışık olmadığımız durumlar ortaya çıkıyor. Birinci Körfez Savaşından itibaren, Türkiye’nin parçalanmasına yönelik gelişmeler birbiri ardına gerçekleşiyor. Düne kadar, uykumuzda görsek korkarak uyanacağımız durumlar, artık gündüz gözüyle gerçekleşmekte. Büyüklerimizin akıllarından geçmeyen olaylar her gün televizyon ekranlarından beynimizi yumruklamakta.Türkiye’nin kurulduğu günden itibaren, üzerinde en çok titrediği nokta, parçalanma, bölünme düşüncesidir. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlet olarak kuruldu. Bölünmesine yol açacak akımlar şiddetle reddedildi, tepki gösterildi. Şimdi ise, 1990 yılından beri, bölünme senaryoları aşama aşama karşımıza çıkmakta.Birinci Körfez Savaşı sonucu, Irak’ta Saddam’ın kolu kanadı kırılınca bölgede otorite boşluğu doğdu. Irak ordusunun, 36. paralelden yukarı çıkmasına izin verilmeyince, buradan sınırlarımıza kadar uzanan alanda aşiret diye küçümsediğimiz kürt liderler güçlendi. Burada devlet kurma aşamasına geçtiler. Saddam’ın sözde Kürtlere yönelttiği saldırıdan sonra, bölgeye Çekiç Güç yerleşti ve kürt devletinin altyapısı kurulmaya başladı. Çekiç Gücü kendi topraklarımızda besleyerek, barındırarak Kürt devletini kendi ellerimizle kurmuş olduk.

 

Kendi varlığına yönelik bir tehdidi kendi topraklarında besleyerek, bölünmesine yol açan başka bir ülke yoktur herhalde. Çekiç Gücün Türkiye’de kaldığı süre içinde, bölgedeki kürt devleti gelişme imkanı buldu. Irak ordusunun saldırılarından korundu. Gerekli personelin eğitimi sağlandı. Türkiye’nin büyük yardımlarıyla yollar, binalar, altyapılar gerçekleşti. Bir devlet için gerekli olan şartlar sağlandı.

 

İkinci Körfez Savaşıyla, planın ikinci aşamasına geçildi. Şu an görebildiğimiz kadarıyla, fiili olarak bir kürt devleti var. Henüz resmen ilan edilmemiş ama her açıdan gerçek bir devlet var karşımızda. Ordusu, polisi, memurları ile aklımıza gelebilecek her yönüyle, ilan edilmemiş ama gerçek bir devlet var güney tarafımızda.

 

Ne yapmamız sorusuna verilecek cevap belli, çok geç kaldık önlem almakta. Bundan sonra yapılacak şey, zararı mümkün olduğu kadar azaltmaya çalışmak olabilir.

 

ABD, nasıl oldu da, Türkiye’nin parçalanmasına yol açabilecek böyle bir oluşuma destek verdi. Hatta, bizzat oluşumu kendi yönlendirdi. Bunu, ABD’nin iç dinamikleriyle açıklamak gerekli.

 

ABD gibi bir ülke, olayların akışına göre, günü kurtaracak planlar yapmaz. Olayları bizzat kendisi yönlendirir, yaşatır. Uzun vadeli stratejik planlar yapar ve bunları uygular. Yaşanan hiçbir olay tesadüf değildir ve yıllar öncesinden planlanmıştır. Birinci Körfez Savaşında o zamanlar Sabah gazetesinde çalışan Güneri Civaoğlu’na ABD’li üst komutanlar tarafından gösterilen haritada, Türkiye bölünmüş olarak ve Güneydoğumuzda bağımsız bir kürt devleti kurulmuş şekilde, kendisine gösterilmişti. Civaoğlu, o günlerde bunu gazetesinde yazdı. Hayal gibi görülen bu harita, şu an gerçekleşme aşamasında, belki gerçekleşti. Ama o yıllardan bugüne bir tek Türk üst düzey yetkilisinin herhangi bir önlem aldığına, değil önlem almak önlem almayı düşündüğüne şahit olmadık. Umarız yanılıyoruzdur.

 

Ne zaman yapıldığını bilmediğimiz, 1990dan itibaren uygulamaya sokulan planın neticesinde, Türkiye’yi zor günler beklemektedir. ABD’nin amacının sadece petrol olmadığı açıktır. Tek amacı petrol olsa, bunu bölgede yöneticileri elde ederek rahatlıkla yapardı. Bu kadar masrafa girmezdi ve insan kaybına yol açmazdı. Bu kadar kaybı ve maddi külfeti göze aldığına göre amacının daha yüksek olması gerek diye düşünmek gerekir.

 

Peki, ABD’yi kilometrelerce öteden buraya getiren, binlerce askerinin ölmesine yol açan, milyarlarca dolar masraf etmesine yol açan bu neden nedir? Hangi iç veya dış dinamikler buna yol açmaktadır?

 

Cevap, ABD’nin trilyon dolara varan cari açığıdır. Bu cari açığın bir kısmını, kendi petrol şirketlerinin ABD’ye ihracatı yol açmaktadır. Bir kısmını çokuluslu şirketlerin ABD’ye yaptığı satışlar oluşturur. Bunları göz önüne alırsak, gerçek dış ticaret açığının, görülenden daha düşük olduğu sonucu çıkar. Fakat, bu açık bile demek ki ABD’yi tehlikeye düşürecek kadar büyük.

 

Bir başka sorunda, ABD’de yatırım yapan yabancı şirketlerin, Japon, Alman, İngiliz kökenli şirketlerin, kendi ülkelerine yaptıkları kar transferleri. Bu rakam, cari açıkta görülmemesine rağmen, ABD için kan kaybına yol açmaktadır. Kısa vadede, dış ticaret açığını ve cari açığı kapatmak için kullanılan bu yöntem, uzun vadede ABD’ye zarar vermektedir. Çünkü, yatırım yapan şirket, elde ettiği karı, doğal olarak, kendi ülkesine götürecektir. Buda ABD’den dolar çıkışı, yani ülkenin zararının büyümesi demektir.

 

ABD, Irak’ta böylesine bir macerayı göze aldığına göre, ülke ekonomisinin içinden çıkılmaz hale gelmiş olması gerekir. İşin mali boyutunu bilmek imkansız ama ABD için bile tehlike çanları çalıyor demek yanlış olmaz.

 

ABD’nin böylesine büyük bir oyuna kalkışmasının tek nedeni petrol olamaz. Çünkü, zaten 7 Kardeşler adı verilen petrol kartelleri ile dünya petrol pazarını elinde tutmakta. ABD’nin hakim olduğu bir Pazar petrol pazarı. Bu kadar masrafa girmeden, Irak’ta basit bir darbeyle işini sağlama alabilirdi. Uzmanlar, petrolün yerine geçebilecek enerji kaynakları üzerinde çalışıyorlar. Bu kaynakların başlıcaları ülkemizde bol miktarda bulunan BOR madeni. Hidrojen, güneş pilleri gibi teknolojilerin çeşitli kullanım alanları bulunmakta. Bu maddelerle çalışan arabalar yapıldı. Tek başına petrol, Körfez Savaşlarının nedenini açıklamakta yetersi kalır.

 

ABD, Irak’a gelerek, sadece petrole kavuşmuş olmayacak, kendisine rakip gördüğü AB ülkelerini ile Çin ve Japonya’nın boğazına sarılmış olacak. Ortadoğu petrollerine muhtaç olan, ekonomileri tamamen buradan gelen petrole bağlı olan bu ülkelerin ipleri böylelikle, ABD’nin eline geçmiş olacak. ABD, ipleri sıkarak veya gevşeterek, adı geçen ülkeleri kendi denetiminde tutacak.

 

Dünya çapında büyük oyunlar oynanıyor. Belki de Üçüncü Dünya Savaşı başladı. Bundan sonra dünya eskisi gibi olmayacak, haritalar değişecek. Belki de bugün büyük güç olarak görülen ülkeler, eski gücünde olmayacak. Öbür dünya savaşlarında olduğu gibi, yeni ülkeler çıkacak, haritalar yeniden çizilecek.

 

Bu yeni paylaşım savaşına hazır olmamız gerekiyor. Bölgede, oluşacak yeni şartlara göre güç kazanabiliriz yada yok olabiliriz. Her şey uyanık ve akıllı olmamıza bağlı.

 

Filler savaşırken çimenler ezilir diye bir söz var. Ezilmek istemiyorsak, büyük olmalı, büyük düşünmeli, büyük davranmalıyız. Aksi takdirde, ülkemizi çok zor günler bekliyor.

 

Eğer, olayları sadece izlemekte yetinirsek, bana bulaşmasınlar ne yaparlarsa yapsınlar diye düşünürsek, korkarız kısa bir süre sonra dert edeceğimiz bir toprak parçası bile elimizde kalmayacak. Ülkemiz parçalanacak, Sevr’den daha kötü koşulları dayatacaklar. Atatürk’ün gerçekleştirdiği gibi, aktif, olaylardan etkilenen değil, olayları yönlendiren bir konumda olmalıyız. Beklemek alınacak en kötü önlem olacaktır.

 

Dünya üzerindeki güç dengelerini, büyük devletlerin stratejilerini anlamalı, ona göre uygun stratejik kararlar alınmalıdır. Yanlış kararların telafisi mümkün olmayacaktır. Her yüz yılda bir Atatürk çıkartamayız.

 

Bu iş devlet politikası olarak alınmalıdır. Hükümetler geçici olduğu için, uzun vadeli planlar yapamazlar. ABD’dekine benzer düşünce kurumları oluşturularak, stratejik kararlar alınmalı, bu kararlar devlet politikası haline getirilmeli ve her hükümet tarafından titizlikle uygulanması denetlenmelidir.

 

Ülkenin, kendisine ihanet eden hükümetlere tahammülü yoktur.

 

Bu yeni paylaşım savaşı sonucu, ya yok olacağız yada bir dev olarak çıkacağız.

 

Her şey başta akıllı yöneticiler olmasına bağlı.

Kaynak: http://www.antiduzen.com/ataturk-islami-yok-etmek-istedimi/abd-cokecek-mi-turkiye-parcalanacak-mi/

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !